Ana içeriğe atla

Kayıtlar

10. Bölüm

Hastaneden çıkması fazla uzun sürmedi Cihan'ın. Çıkmadan önce aynı hastanede bulunan Çiğdem'i ziyaret etmek istese de henüz kendine gelemediğini söyleyerek yanına yaklaştırmadılar. Zaten onun da ısrar edecek vakti yoktu. Acilen gidip öğleden sonra başlayacak olan davaya yetişmesi gerekiyordu. Annesinin eve götürme isteğine karşı koyarak mahkemeye gitti. Alkolün etkisiyle çıkan kavgada karşılıklı bıçakların çekildiği bir yaralamanın davasıydı bu. Avukatı olmayan gençlerden birine atanmıştı. Çok uzun süreceğini sanmıyordu. Pek bir heyecanı da yoktu ama bir yerlerden para kazanması gerekiyordu. Ömer Pehlivan'ı hapisten çıkardıktan sonra böyle davalara bakmayı düşünmüyordu Cihan. 'Şu davanın avukatı olarak bir adım duyulsun da...' diyordu, 'sonrasında herkes kendi ayağıyla bana gelecek!'
Bu küçük davadan da küçük bir zaferle ayrıldıktan sonra ofisinin yolunu tuttu. Kafasında hala Veysel Öz'ün bahsettiği dosyalar vardı. Ofisin Kapısını açtığında içerisini bı…
En son yayınlar

9. Bölüm

Cihan hastanede gözlerini açtığında bir polis memuru kapıda bekliyordu. Gözlerini açtığını fark edince yerinden kalkıp dışarı koştu. Cihan ifade vermesi gerektiğini biliyordu. Söyleyeceklerini kafasında toparlamaya çalışıyordu ama kafasındaki uğultu buna imkan vermiyordu.gözlerini kapattığında evin o iğrenç görüntüsü geliyordu aklına. Öğürdü. Kusmaya çalıştı ama midesi bomboştu. Çok geçmeden odasına birkaç insan doluştu. Beyaz önlüklü iki kişi onu muayene edip tansiyonunu ölçerken, iki kişi arkada sırasını bekliyordu. Bunları tanıyordu. Daha önce de karakolda ifadesini alan polislerdi. Çiğdem Duman olayıyla ilgilenen polisler bunlardı.
Cihanı görmek isteyenler onlarla sınırlı değildi tabi. Annesi ve babası sırayı hiçe sayıp içeri daldılar. Annesi hemşirenin de sırasını almaya çalışınca doktordan azar işitti: "Hanımefendi lütfen dışarı çıkar mısınız?"
"Ne dışarı çıkması? Oğlum o benim. Çocuğum iyi misin? Cihan'ım?" Hala oğluna sarılmaya çalışıyordu.
"Hanıme…

8. Bölüm

Asansörün kapısından çıkıp iç karartıcı mermer kaplamaya ayağını bastığında kalbi yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Ayaklarını zorla hareket ettiriyormuş gibiydi. Oldukça uzun süren üç adımdan sonra kapının önünde durdu. Derin bir nefes alıp zile basmak üzereyken kapının aralık olduğunu fark etti. Kapıyı iteleyip apartman boşluğundaki ışığın evin içerisine dolmasını sağladı önce. İçeriye adımını atmasıyla boyut değiştirdiğini hissetti. İçerideki iğrenç koku sanki bir cisim halini almış evin içindeki havayı ağırlaştırmıştı. Gıcırtıyla açılan kapı ev sahibine geldiğini haber vermiş olmalıydı çoktan. Buradan dönmenin bir anlamı yoktu artık. "Cihan içeri girdiysen kapıyı arkandan kapat!" diyen buyurgan ses de bunu doğruluyordu. Işığı bulmadan kapıyı kapatamazdı. Bir anahtar bulup bastı fakat çalışmıyordu. "Oranın ampulü patlak. iki adım yürüyeceksin zaten!" elleri iyiden iyiye titremeye başladı. Arkası dönük halde kapıyı kapatırken son ışık hüzmesinin içinden bi…

7. Bölüm

Yine iğrenç bir kabus sonrası kasvetli bir güne başlamıştı. Kalabalık sokaklarda telefonuna bakarak yol bulmaya çalışıyordu. Gecenin bir yarısı çığlıklarına koşan anne ve babasını teskin etmek kolay olmamıştı tabi. Davayı bırakması için yalvarmıştı annesi. Bırakmak... Keşke o kadar kolay olsa. Çocuk oyuncağı mı bu canım. Başlamıştı bir kere ve sonuna kadar götürecekti. İlk iş olarak şu taksiciyi bulması gerekiyordu. Telefon uygulamasına göre taksi durağına çok yakın olmalıydı. Kafasını telefondan kaldırır kaldırmaz levhayı gördü. Telefonunu cebine sokarak iyice yaklaştı. Durağın kapısının önünde tavla oynamakta olan neşeli grupta tanıdık olan taksiciye doğru giderek selam verdi.
"Merhaba, beni hatırladınız mı? Dün taksiye binmiştim..." Hiç hatırlıyor gibi bakmayınca kendini tanıtmaya devam etti. "Hani, avukatım, demiştim. Karakoldan almıştınız beni."
"Hah! Şimdi çıkardım. Hayırdır cüzdan falan mı düşürdün Ağabey?" Dün bütün soyunu sopunu anlatan adamın bu…

6. Bölüm

Sorgusu kısa sürmüştü. Çiğdem Duman'ı hiç görmemişti. Zaten İzmir'de olduğunu ispatlayabileceği şahidi vardı. Avukat olması da işlerin daha nazik ilerlemesini sağlamıştı. Ama yine de bitkindi. Bir önceki gece saatlerce uyumasına rağmen bitkindi. Halbuki uyandığında ne kadar zindeydi. Karakoldan çıkıp bir taksiye atladı. Taksiciye kısaca gideceği yeri söyledi bu kez sadece. Her seferinde nereden gitmesi gerektiğini de uzun uzadıya tarif ederdi. Bitkin kafasını cama dayayıp etrafı seyre koyuldu. Birbirine çarpmadan yürümeyi başarabilen makineleşmiş insan kalabalığına bakıp 'Bu şehir beni bitiriyor' diye geçirdi kafasından. Cep telefonunu almak için elini cebine attığında avucunun içinde bir sızı hissetti. Bir önceki günün toprak işleri avucunun su toplamasına sebep olmuştu. Gülümseyerek bakıyordu avucundaki baloncuklara. "Belki bir gün ben de..." diye yüksek sesle dile getirdi aklından geçenleri.
"Bir şey mi dedin ağabey?" diye üzerine alında taksici.

5. Bölüm

Gözlerini açtığında ortalık aydınlanmıştı. En son ne zaman bu kadar deliksiz bir uyku çekmişti hatırlamıyordu. Aralık pencereden içeri dolan kokuyla vücuduna yavaş yavaş bir enerjinin dolduğunu hissetti. Enerji bulutu bütün vücudunu dolaşıp midesinde toplanmıştı. Yataktan hiç çıkası yoktu ama açlığını bastırmak için bir şeyler yapması gerekiyordu. Ayağa kalktığında ev sahibinin sesini duydu. Kapıya doğru yaklaştıkça da netleşiyordu sesi. Telefonda birine emirler veriyordu. Yok... Onun normal konuşması böyleydi, buna alışmış olmalıydı. Merdivenlerden indiğinde Tekin'in bakışlarıyla karşılaştı. Artık algılayabiliyordu söylenenleri. "Hah O da uyandı zaten! Ben seni arayacağım Hüseyin!" Telefonu kulağından indirdiğinde Cihan'ın günaydın demesine aldırış bile etmedi. "Lan sen nasıl bir insan evladısın! Bir insan 16 saat uyuyabilir mi ya? Kaç kere geldim baktım, öldün mü, diye. İlaç mı kullanıyorsun?"  16 saat! Cihan'ın kafasında şimşek çakmıştı. Şu dosyayı a…

4. Bölüm

Foça'da aradığı yeri nihayet bulmuştu. Normalde şehir dışı seyahatlerinde önce oteline gidip birkaç saat uyur, sonra yola çıkardı. Ama uçaktaki kabustan sonra iner inmez bir araba kiralayıp gideceği yere gitmenin daha doğru olduğunu düşünmüştü. İzmir'in bir ucundan diğer ucuna gelip birkaç saat adres aradıktan sonra nihayet doğru kapının önünde durduğundan emin olabilmişti. Demir bahçe kapısının yanındaki kolonda asılı olan zile uzun uzun bastı. Ses gelmiyordu ama çaldığını umuyordu. Biraz sonra kocaman beyaz bir köpek kapıya geldi. Zilden haberdar olan bir canlının olması güzeldi tabii ama bunun iki ayağının üstüne yükseldiğinde kendi boyunu geçecek bir köpek olması biraz cesaret kırıcıydı. Hiç ses çıkarmadan öylece gözlerini dikip kendisine bakmakta olan hayvana öyle kilitlenmişti ki diğer taraftan gelip kapıya dayanan kişiyi fark edememişti.
"Kime baktın genç?" sorusuyla olduğu yerde sıçradı.
"Kusura bakmayın dalmışım. Avukat Cihan Akça ben. Tekin Bey ile gör…