Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kısa Hikaye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kompartıman Cadısı

Hayatta en çok korktuğum şey karanlıktı küçükken. Evde tek başıma olduğum akşamlarda hiçbir odayı bir kerede terk edemezdim. Önce ışığı açık bırakıp küçük ayaklarımla kapıdan mümkün olduğunca çabuk çıkıp koridorun ışığını yakar, sonra odaya geri dönüp ışığı kapatır, koşarak terk ederdim içinde bulunduğum karanlığı. Bu, gitmek istediğim odaya varana kadar böyle sürerdi. Ancak yorganın altına girebildiğimde son bulurdu kalbimin çarpıntısı. Babam öyle demişti çünkü; yorganın altı güvenli bölgeydi. Babam… Zaten bu korkuları bana yaşatan da onun yaşıma bakmadan her gece anlattığı korkunç öyküler değil miydi? Önceleri cinler ve şeytanlardan bahsederdi. Sonra hayal gücünü geliştirip cehennemin labirentlerinde yolunu şaşırıp yeryüzüne çıkan şaşkın zebanilerden bahsetmeye başladı. Biraz daha sinema kültürünü geliştirdikten sonra vampirler, kurt adamlar, mumyalar… listemiz uzayıp gidiyordu. Değişmeyen tek şey yaratıkların hedefiydi. Yani ben… Daha sonra öğrenecektim ki her gece bana bu eziy...

Bir Varmış Bir Yokmuş

6 yaşlarında bir çocuk, küçük bir berber dükkanının üstüne tahtadan bir kutu koyularak yükseltilmiş sandalyesinde traş oluyordu. İçeride ondan başka iki kişi daha vardı. Birisi, sanki her an çıkıp gidecekmiş gibi kapının önünde bekleyen annesiydi. Babası olmadığından onu berbere annesi götürüyordu. Aslında dedesiyle birlikte yaşıyorlardı fakat o evden dışarı pek çıkmazdı. Annesinin üzerinde uzun kollu beyaz bir gömlek, siyah bir kravat, dizlerinin altına kadar gelen gri bir etek, siyah bir ayakkabı ve ayakkabının içinden başlayıp eteğin altında devam ettiği belli olan siyah bir çorap vardı. Yani herkesin annesi gibi giyinmişti; ya da ablası ya da kızı… Berberin ise beyaz önlüğünün dışında kıyafeti hemen hemen aynıydı. Yalnız o etek değil de pantolon giyiyordu. Yani herkesin babası gibi ya da ağabeyi ya da oğlu… Çocuk, makas şıkırtısından başka bir sesin olmadığı bu yerde hareketsiz traş olurken kendi kendine sorular sorarak vakit geçiriyordu. Tabi bu soruları içinden sormak zorun...

Lamba

Kayıp Rıhtım da geçen ay yayınlanan hikayem. Tür ilginizi çekerse başka yazarların da yazdığı hikayelere göz atmak isteyebilirsiniz. :) ........ Kararsız adımlarla yürüyordu hastane koridorunda. Sanki her an fikrini değiştirip geriye dönecekmiş gibi istemeye istemeye atıyordu adımlarını. Fakat sorununa çözüm bulma umudu onu psikiyatrın kapısına kadar getirmişti işte. Başlangıçta ne kadar uzun gözüküyordu halbuki yol ve düşünceleriyle boğuşurken ne de çabuk gelmişti kapıya kadar. Etraftan bakanlar onun böyle hiç hareket etmeden kapı önünde durduğunu görünce kapının üzerindeki isimliğe bakıyorlardı. Aslında hepsinin ilk düşüncesi aynıydı fakat birkaç kişiden yüksek sesle “Yazık! Hiç de öyle gözükmüyor halbuki dışarıdan.” Cümlesini duyunca sevinsin mi üzülsün mü bilemiyordu. Gerçekten de hiç öyle ruhsal problemleri olan bir insana benzemiyordu. Yakışıklı bir adam değildi, hatta çirkin bile sayılabilirdi. Fakat italyan işi takım elbisesi, altın çerçeveli gözlüğü ve ışıl...

İsyan

    İsyan                 Konuya nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Kafam allak bullak olmuş durumda... Aslında bundan bir ay öncesine kadar reenkarnasyona inanmayan bir insandım –ki hala öyleyim- ama son dönemde yaşadığım olaylar kendi kendimle çatışmama sebep oldu.                 İki hafta önce en yakın arkadaşım Hakan’la reenkarnasyonun gerçekten var olup olamayacağına dair şiddetli bir tartışmaya giriştik. Ben, bunun mümkün olmadığını söyledikçe, o, inatla eski hayatında bir Bizans tekfuru olduğun iddia ediyordu. -Zaten alelade bir adam olan çıkmamıştır, eski hayatında. İki buçuk saatlik bir tartışmanın sonunda beni, kendisine geçmişte kim olduğunu gösteren dolandırıcıya –kendisi ona üstad Deniz diyordu- götürmeye ikna etti.                ...

Eve Dönüş

                Eve Dönüş                                 Amiral Zheng’in devasa gemileri, uzun bir yolculuktan sonra Ümit burnunu dolaşıp Cebeli Tarık boğazından Akdeniz’e girmişlerdi. Bugüne dek böylesi büyük gemiler görmemiş olan halk, bu görsel şöleni kaçırmamak için sahillere akın etmişti. Sahildeki insanların düşüncelerinin aksine bu gemiler dostça bir amaçla gelmemişlerdi. Batısındaki güçlü devletler nedeniyle genişleyemeyen, sınırlarını deniz aşırı seferlerle genişletmeyi düşünen Çin İmparatoru’nun ordularını taşıyan bu gemiler, Amiral Zheng’in uygun gördüğü bir şehri zapt etmek için gönderilmişlerdi.                 Akdeniz’de birkaç haftalık yolculuğun ardından yanaştığı tü...

Kudret Nişanı

Kudret Nişanı   “ Maddenin en küçük parçası olan "el-cüz'ü la-yetecezza"da yoğun bir kudret vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. El-cüz’ü la-yetecezza parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü Teala'nın kudret nişanıdır." -Cabir Bin Hayyan (721 Horasan-815 Kufa) .........   “Demek, 'Allah’ın kudret nişanı’nın varlığı doğruymuş.” dedi, Şah Alaaddin Muhammed, elindeki kağıdı okuduktan sonra, bunu kendisine ulaştıran elçilere dönerek. Eyyubilerin yeni hükümdarı, Melik Kamil’in gönderdiği bu haber, belli ki Şah’ı çok önemli bir karar vermek zorunda bırakmıştı. Harizm şehrinde doğup, Batı Asya’nın en güçlü devletlerinden biri haline gelen Harezmşahlar Devleti’nin hükümdarı, Alaaddin Muhammed’in umutsuzluğu yüzünden okunmaktaydı. Son kararını vermeden evvel kağıtta özü yazılmış olan mesajı bir de elçilerin ağzından duymak istedi:   ...

Obur

            Kendine gelebildiğinde eli yüzü kan içindeydi. Etraftaki samanlardan, yine bir ahırda olduğunu tahmin edebiliyordu. Zaten ne zaman bilincini kaybetse, kendini ya bir kümeste, yahut da bir ahırda bulurdu. Hatırladığı son şey ise, daima içini kasıp kavuran açlık olurdu. Saldırdığı zavallı hayvanlardan arta kalan kemikleri, her seferinde ağlayarak toplar, topladığı kemikleri bir çuvala doldururdu. Sonrasında kimseye gözükmeden mezarlığa gidip, tek başına, masum kurbanlarına bir cenaze töreni yapardı.          Aslında hayatı hep böyle geçmemişti Bekir’in. O küçük bir kasabanın, küçük mezarlığında bekçilik yapmaktaydı, sadece. Anca biri öldüğünde aklına gelirdi, kasaba halkının. İşi ölülerle olduğundan sessiz, sakin bir hayatı vardı. Kasabanın biraz dışında kalan mezarlığın hemen yanındaki kulübesinden, ancak ihtiyaçlarını gidermek için çıkardı. İki ay evvel, yine bir ölü için h...